Bir masa, masanın üzerinde kalem, boylu boyunca uzanmış masaya.. Kimi zaman bir gazete sayfasının bulmaca sütunlarını doldurdu, kimi zaman iki artı iki eşittir dört edecek kadar basit bir işlemde, kimi zaman da boş bir kağıda anlamsız bir o kadar da anlamlı şekiller çizdi.
Hiç sorulmadı ona.
Hep yazana, çizene, karalayana bağlı kaldı.
Hep bekledi. bekledi.bekledi..
Ve biri geldi, girdi odaya, gördü kalem geleni,masanın yanı başındaki sandalyeye çöktü gelen, sanki bir şeylere geç kalmanın telaşı içinde, panikle elini gömleğinin cebine attı, sigarasını çıkardı, Yaktı. Derin bir nefes aldı Sigarasının dumanını masanın üzerine doğru savurdu, göz ucuyla masanın üzerinde savrulan dumanı takip ederken , masanın üzerinde boylu boyunca yorgun uzanan kaleme takıldı gözü.
Bu bendim.
Oda kapısı büyük bir sesle birden kapandı. Korktum
Kalem masanın üzerinde bir başına hareket etmeye başladı Şaşırdım Dona kaldım
Kalem masa üzeride duran kağıdın üzerine gidip yazmaya başladı takip etmeye başladım yazdıklarını
Şaşkınlığım arasında ilk önce kağıda karaladığı soru işaretlerini çözebildim. Yazdıkları soruydu ? ya da sorulardı. ama kime? Ben bunları aklımdan geçirirken. Kalem düşüncelerimi okurcasına
Kalem: --'sorular sana' yazdı.
Ben: --bana mı?
Kalem: --evet sana
Kalem: --ben hep beklemek zorunda mıyım?
Ben: --neyi , kimi, neden?
Kalem: --Birinin gelmesini yazmak için , yazanın keyfine mi bağlıyım ben? yazanın rengine, neşesine , dokusuna mı bağlıyım? benim keyfim, rengim, neşem ne olacak? koskoca bir hiç mi? Öyleyse bana neden renk verildi?
Ben: --anlıyorum ama , ama benim keyfim senin keyfin,benim rengim senin rengim, benim dokum senin dokun.ben ne yazarsam sen o renge bürünüyorsun bazen gökyüzü mavisi , bazen hüznün laciverti.
Kalem: --hayır anlamıyorsun,anlamıyorsun çünkü sen de diğerleri gibi işin bittiğinde beni bir kenara bırakacaksın, atacaksın. sonra ben gene bekleyeceğim, süresi belli olmayan bir bekleyiş.
Ben: --neden acaba bir kenara atılıyorsun hiç düşündün mü?
Kalem: --neden?
Ben: --çünkü senin sivri ucun içimi acıtıyor, saplanıyorsun bana, yazana..
Kalem: --unutma ama beni sivrilten sensin, daha iyi, daha güzel yazmak için,
Ben: --peki haklısın.
Ben: --bak şöyle yapalım sen benim düşüncelerimi aklımı okuyorsun değil mi şuan?
Kalem: --evet okuyorum.
Ben: --Ya yüreğimi?
Ben: --okuyabilir misin?
Kalem: --Evet okurum
Ben: --oku o zaman şimdi?
Gözümden yanaklarıma süzülen yaşlar masa üzerindeki kağıda düştü. Göz yaşlarımla ıslanan kağıt üzerinde kalem hareket etti.. bir şeyler yazmaya çalıştı . Yazamadı Yüreğimi anlayamadı. Ne sen artık bir daha yazanı bekleyeceksin. Ne ben yazacağım bir daha Ne de sen sivri ucunu içime batıracaksın
Kalemi elime aldım..baktım ona bir müddet, sonra iki elimle tutarak kırdım kalemi. Olanlara yalnız kağıt şahitti
oksur
|
2006-02-06 13:07:17 - Başlıksız Yorum